Doğu Ekspresi ile Kars Gezisi

Heyecan ile beklediğimiz bir geziye daha çıktık. Hem çok eğlendik hem de çok güzel yerler gördük. Yazımı paylaştıktan sonra sizlerin de büyük keyif alabileceğiniz bir gezi olacağını düşünüyorum. Çünkü en güzel zamanda 30 Ocak 2019 – 03 Şubat 2019 tarihleri arasında tam da en soğuk ve karlı zamanda Doğu Ekspresi ile Ankara’dan Kars’a yolculuk ettik. Bu istikamet çok güzel ve bileti zor bulunan bir istikametti… Kars’tan Ankara’ya gitmek her zaman daha kolay ve zahmetsizmiş.

Eşim Yasemin ile birlikte İzmir’in Ödemiş İlçesi’nden Adnan Menderes Havalimanı’na, oradan da Pegasus Havayolları ile Ankara Esenboğa Havalimanı’na ulaştık. Yaklaşık 5 saatlik süremiz olduğundan valizlerimizi Ankara Tren Garı’ndaki şifreli emanet kasalarına yerleştirdik. Çok kullanışlı. Kasaların büyüklüğüne göre 6 saati 10 ve 13 tl idi. Gayet uygun fiyatlı. Bu arada herkesin bildiği Ankara Garı’nın hemen arkasına Yüksek Hızlı Tren Garı da inşa edilmiş. Çok lüks ve gösterişli.

Öncelikle Gençlik Caddesi’ndeki Düveroğlu’na gidip çok lezzetli Ankara Döneri yedik. Fabrikasyon dönerlerden çok ama çok daha lezzetli idi. Ankara’da Maltepe, Kızılay, Sakarya Caddesi, İzmir Caddelerinde gezdikten sonra tren yolculuğumuz için İzmir Caddesi’ndeki Çağdaş Market’ten gıda ve içecek alışverişimizi yapıp birer Türk Kahvesi de içtik. Taksi ile saat 17.00’de Ankara Tren Garı’na döndük. Valizlerimizi alıp hazır olan Doğu Ekspresi trenine doğru yola koyulduk.

Tren çok uzun.. Lokomotif 12 vagon çekecek. Biz en arka vagondayız. Bizim vagonumuzun arkasına sonradan jenerator vagonu eklediler. Bu trende pulman koltuklu vagonlar, kuşetli vagonlar (Her bir kompartmanında 4 yatak bulunan), yataklı vagonlar (Her bir kompartmanında 2 yatak, bir lavabo, bir masa, bir mini buzdolabı bulunan) ve iki yemek vagonu vardı. Biz odamıza yerleştik. Kompartman toplam 4 m2. Açılan ranza biçiminde iki yatak var. Hazırlıklı gittiğimizden; odadaki prize uzatma kablosu ve üçlü prizler ekleyerek, artık bir Doğu Ekspresi klasiği olan şerit led lambaları odamızın penceresine sabitledik. Süslemelerimizi de yaptık. Çok güzel oldu. Evden sarmalar, dolmalar, çerezler, zeytin, peynir, çaylar ve kahveler getirmiştik. Onları da buzdolabımıza yerleştirdik. Tren 18.00’de hareket etti. Böylece heyecan ile beklediğimiz önce Kırıkkale sonra ise Kayseri, Sivas, Erzincan, Erzurum ve Kars’a yolculuğumuz başlamış oldu.

Diğer odalardaki arkadaşlarımız ile birlikte oda ziyaretleri yaparak gece geç saatlere kadar uzun sohbetler ettik. Yedik, içtik, müzik dinledik. Yemek vagonuna gittik ancak yeterli masa olmadığı gibi, ortam sade ve gösterişsiz idi. Yemekler dondurulmuş gıda olup mikrodalga fırında ısıtılarak servis ediliyormuş. Alkollü içecek satışı ise yokmuş.

Dışarısı zifiri karanlık olduğu için dışarı ile pek ilişkimiz olmadı. Hevesimizi yarınki karlı manzaralara saklayarak ranzalarımızı açtık. Çarşaflar, battaniyeler ve yastıklar, daha önce okuduğumuz gezi yazılarında da bahsedildiği gibi tertemizdi ve mis gibi kokuyorlardı. Oda sıcaklığı da sabit olacak şekilde 25 derece idi. Mışıl mışıl uyuduk. Gece birkaç kez kalktım. Saat 04.00 civarlarında Kayseri’ye vardık ve 10 dakika kadar istasyonda bekledik. Diğer küçük duraklarda 2-3 dakika kadar bekleyen trenimiz burada uzun beklemiş oldu !.

Sabah 07.00’de gün ağarmaya başlayınca bembeyaz kar yığınlarının içinde trenimizin ilerlediğini görmek beni gerçekten büyüledi. Hiç bir yerleşim bölgesi olmadan uçsuz bucaksız ve ufuk çizgisine kadar kar vardı….

Sabah 09.00 civarlarında çay, peynir, zeytin ile kahvaltı yaparken Sivas Divriği’ye varmadan telefon ile yaptığımız sipariş ile vagonumuza kelle paça çorbası almak mümkün oldu. Bol malzemeli ve çok lezzetli idi. Tren çalışanlarının da yardımı ile vagonlara sıcacık çorbalar dağıtıldı.

Artık trende koridordan ve odamızdan bolca fotoğraf çekmeye başladık. Bu sırada yine Doğu Ekspresi’nin vazgeçilmezi olan arkadaşlarla birlikte çekilen klibe sıra gelmişti, onu da büyük bir eğlence ve heyecan ile yaptık.

Herkes odasına çekildi. Erzincan’da vagondan indik ve fotoğraflar çektik. Erzurum’a varmadan da Gelgör Restaurant’tan cağ kebabı siparişi verdik. Saat 18.00’de Erzurum Garı’nda yine vagonumuz gelen iki şiş cağ kebabı, ayran ve kadayıf dolmamızı yedik.

Artık yaklaşık 3 saat yolculuğumuz kalmıştı. Süslemeleri toplayarak valizlerimizi hazır hale getirdik. Saat 21.00’de Kars Garı’na ulaştık.

Gezimiz çok eğlenceli, heyecanlı ve unutulmaz bir gezi ve yolculuk oldu. Vagon görevlisi, konduktor Şahin Bey’e gösterdiği misafirperverlik ve yardımları için çok teşekkür ederim.

Kars Garı’na Ankara’dan toplam 27 saatte vardık. Kars, biz ulaştığımızda oldukça soğuktu. Ancak biz de tedbirli idik. Termal içlikler, botlar, bereler ve eldivenlerle soğuğa dayanıklı şekilde otelimize, Simer Otel’e yola koyulduk. Yerleştikten sonra yemeğimizi aldık. Daha sonra da bahsedeceğim gibi her yerde spesial olan evelik çorbasını içtik. Dinlenmeye çekildik.

Ertesi sabah uyanıp otobüsümüz ile önce Ani Harabelerine sonra da Çıldır Gölü’ne gittik.
Bu iki geziyi daha detaylı olarak anlatacağım. http://www.waystohotel.com/cildir-golunde-kizak-sefasi/ ve http://www.waystohotel.com/ani-harabeleri/

Dönüşte Kars’ta meşhur Kars kaşarı, örgü peyniri, taze kaşar, çeçil peyniri ve gravyer peyniri alışverişi yaptık. Peynirin bu kadar lezzetli ve kaliteli olmasının altında yatan gerçeği şaşkınlıkla öğrendik. Peynir yapmayı Malaganlar tarihte Türklere öğretmişler.

Kars, Rus hakimiyeti altındayken bölgede yaşayan etnik gruplar arasında en dikkat çekici olanlardan biri Malakanlar’dı. Malakanlar’ın hikayesi 1660’lı yıllarda Rus Ortodoks Din ve Dua adlı kutsal kitapta yapılacak olan değişiklikleri kabul etmemeleri ile başlar. 1683 yılında Deli Petro’nun batılılaşma politikaları çerçevesinde giyimlerine karışılarak saç ve sakal kesme mecburiyeti getirilmesinden sonra problemler çoğalarak devam eder. 1805 yılında, dinsel anlaşmazlıklar doruğa ulaşır ve Saratof ve Dambuğ bölgelerinde yaşayan Malakanlar Rus sektisizminden ayrılırlar. O tarihlerde Rusya’da egemen olan inanca göre haftada sadece iki gün süt içilirken Malakanlar bu perhize itiraz ederek, her gün süt içilebileceğini savunurlar. Rusça’da Moloko kelimesi süt, Molokan ise süt içen, perhizi bozan anlamına gelir. Malakanların, 1840’lı yıllarda, Kafkas bölgesine gelmelerine izin verilir. 1877-1878 yıllarında Rusların Kars’a girmeleriyle, Malakanlar da bu bölgeye sürülür. Kars’ın Arpaçay ilçesine bağlı Yalınçayır (Zöhrab) ve Atçılar köyleri ile Kars merkezinin kuzey batısındaki Çakmak Köyü’ne yoğun olarak yerleşirler. Malakanlar Kars’ta yöre halkına değirmencilik, peynircilik konularında ve tarımsal alanda önemli katkılarda bulunurlar. İnançları gereği savaşa, silaha ve askere gitmeye karşıdırlar. Malakanlar, 1918’de Rus hakimiyeti bittikten sonra da Kars’tan ayrılmazlar. Ancak 1921’de silah altına alınmaya zorlanmaları bu topluluğun kitlesel olarak göç etmesine yol açar. Kalan Malakanlar ise, 1962 yılında çoğunluğu Sovyetler Birliği olmak üzere Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada’ya göç ederler. Bugün Kars’ta dürüst, çalışkan ve mütevazi bir topluluk olarak sevgiyle hatırlanan Malakanlar’dan birkaç aile dışında hepsi göç ettikleri ülkelerde yaşıyor. Giden Malakanlar’dan ise geriye, dere kenarlarında yıkık değirmenler, kocaman Arlov atlarının, Malakan ineklerinin isimleri kaldı. Bir de insanlık, sevgi, kardeşlik ve dostluk ile kan ve barut kokan savaş ortamında, elleri kana bulanmamış tertemiz anılar…

Alışverişin ardından tekrar otelimize geldik ve akşam yemeğimizi otelde yedik. Yerel saz üstatları ve aşıkların atışmalarını seyrettik. Dışarıda lapa lapa kar yağıyor ve tam yürüyerek gezmeye uygun bir hava olduğundan arkadaşlarımızla birlikte Kars merkeze doğru yürüdük. Geniş Kars Caddeleri bizi büyüledi. Hava çok soğuk ancak rahatsız etmiyordu. uzunca bir süre etrafı merakla izledikten sonra çok nezih bir mekana gittik. 6 kişilik bir grup olarak baş köşeye oturduk. Burası Kars Şehir Kulubü imiş ve 1946 yılında açılmış. Yani 73 yaşında imiş.
İşletmecisi olan mimar Sayın Ali İhsan Alınak bizimle çok yakından ilgilendi. Doğu insanının misafirperverliğini çok güzel şekilde gösterdi. İki veterinerlik öğrencisinin canlı özgün müziği eşliğinde süryani şarapları, gravyer peyniri ve peynir tabağı ile damağımız tatlanırken dışarıda lapa lapa kar yağışını izlemek de ayrı bir güzellik kattı gecemize. Dostlarımızla birlikte çok güzel vakit geçirmiş olduk.

Oradan da sanayinin içindeki Serhat Lokantası’na gidip kelle, paça, işkembe ve sinir çorbası içtik, çorba bu kadar mı güzel olur…. Tüm gezinin en lezzetli ve en güzel anı buydu doğrusu.

Ertesi sabah artık valizlerimizi toplayıp kahvaltının ardından otobüsümüze yerleştik. İlk hedef Kars Müzesi idi.

Kars Müzesi

Özellikle 93 Harbi sonrasında da Kurtuluş Savaşı’ndan tasvirlerin olduğu çok iyi kurgulanmış harika bir müze. Müzeyi baştan aşağı gezip tarihte atalarımızın yaşadığı acıları, savaşın ne kadar kötü bir durum olduğunu tekrar anlayıp dışarı ağlayarak çıktık. Dışarıda ise Türk İstiklal Tarihi’nde çok önemli bir yere sahip olan Kazım Karabekir hakkında çok değerli bilgiler edindik.

Rusya ile 13 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Kars Antlaşması’nın ardından Rus heyetince dönemin 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’ya hediye edilen “Beyaz Vagon” İstasyon mahallesindeki Kars Müzesi’nin bahçesinde sergileniyor. 13 metre uzunluğundaki vagonun içerisinde dinlenme, yemek, kalorifer odası ile banyo yer alıyor.

Vagon, Kars Antlaşması’nı imzalamak üzere Kars’a gelen Rus heyet tarafından Kazım Karabekir Paşa’ya hediye edilmiş. Vagonun içi tamamen ahşap malzemeyle kaplı ve çok güzel şekilde korunuyor.

İçeri girdiğiniz zaman sizi uzun bir koridor karşılıyor. 4 bölümden oluşan vagonun içinde Kazım Karabekir Paşa’ya ait dinlenme odası, yemek odası yer alıyor. Odalarda da Kazım Karabekir Paşa’ya ve ailesine ait fotoğraflar ve paşaya ait birkaç eşya yer alıyor. Vagon da ayrıca o dönemde trenlerde yoğun olarak kullanılan bir de kalorifer kazanı bulunuyor. Buradan çıkan ısı borular aracılığıyla diğer odalara yayılıyor. Kazım Karabekir Paşa bu vagonu Kars- Erzurum arasındaki seyahatlerinde kullanıyormuş

Kazım Karabekir, Kurtuluş Savaşımızı başlatan komutanlarımız arasında yer alarak Doğu Cephesi’nde gösterdiği başarılardan dolayı kırmızı-yeşil şeritli İstiklal Madalyası ile taltif edildi. 93 Harbi sırasında Rus Çarlığı’na kaybedilen Sarıkamış, Kars, Ardahan, Artvin ve Batum’u Eylül 1920 tarihinde kurtarıp Türkiye’nin doğu sınırlarında Misak-ı Milli’yi gerçekleştirdikten sonra 31 Ekim 1920 tarihinde TBMM tarafından Ferik rütbesine terfi ettirildi.

Müzeden sonra Fethiye Camisine gittik. Çok etkileyici bir eser.

Kars Kalesi’nin altında yer alan üç cami vardır. Bunlar, Ulu Cami, Kümbet Cami ve Evliya Cami’dir.

Kümbet Camisi;

Kars Kalesinin güney eteğinde Kale İçi Mahallesinde yer alan Havariler Kilisesi, şehirdeki Ermeni kiliselerinden birisi olup Bagratlı Krallığı döneminde Kral Abbas tarafından MS 932-937 yılları arasında yaptırılmıştır.

Kilise merkezi planlı olup dört yonca yaprağını andıran, dört nişle genişleyen dik açılı bir mekana sahiptir. Daha sonra 1064 yılında Müslüman egemenliğine geçen yöredeki bu kilise camiye dönüştürülerek Kümbet Camisi adını almıştır. Bölge Rus hakimiyetine girince camii Rus Ortodoks Kilisesine çevrilmiş, 1918 yılında Türk hakimiyetine girince yeniden camiye çevrilmiştir. 1964 yılında ise müzeye dönüştürülerek, Kars´ta yapılan kazılardan elde edilen tarihi eserler burada sergilenmeye başlanmıştır. Kars Müzesi adıyla da bilinen bu eski ibadethane, bu işlevini 1981 yılına kadar sürdürmüştür. 1993 yılından bu yana yine cami olarak kullanılmaktadır.

Ardından da artık bir Kars klasiği olan kaz etini Puskin Restaurant’ta yedik.

Artık Kars’tan ayrılıp batıya doğru ilerlerken bir o kadar da yükselmeye başladık. Bu bölge Türkiye’nin en yüksek platosu imiş. Yaklaşık 2000 metre rakımlı olan bu platonun en yüksek bölgesi ise Allahuekber tepesi olup 3120 metre imiş. Sarıkamış’a doğru yaklaşırken tarihimizin en önemli dönüm noktalarından biri olan Allahü Ekber Dağları’ndaki anıt mezarda durduk ve aşağı inip 90000 askerimizin feci şekilde donarak şehit olduğu bölgede o günleri hayal etmeye çalıştık. Hava kaç derece idi bilmiyorum ama biz soğuğa çok dayanıklı montlarımızla sadece 15 dakikada çok üşüdük, o zamanlar 15-20 yaşlarındaki yavrucaklar 1914 yılının Aralık ayı ile 1915 yılının Ocak ayları arasında tam 21 gün yanlış okumadınız 21 gün kışa dayanıklı olmayan korumasız kıyafetler ile çatışmaya bile giremeden, hiç bir Rus askerini göremeden donarak şehit olmuşlar. Hepimizin nutku tutuldu ve onları anarak dualar ettik. Onlara ne kadar minnet duysak azdır. Allah rahmet etsin.

Otobüsümüze binerek Sarıkamış içinde bir tur attık. Uzaktan da olsa Katerina Köşkü’nü gördük. Turizme kapalı imiş ve yolu da olmayan bu tarihi bina harabeye dönmüş ve yağmalanmış ne yazık ki.. Sarıkamış Askeri Hastanesi’nin yanından geçip otelimize ulaştık. Bu yükseklikte kar kristal olarak yağıyormuş ve kar tesisi olarak en iyi ve en kaliteli tesisler de bu bölgeye kurulmuş. Otelimizi çok beğendik. Kayı Snow Otel. Eşyalarımızı odamıza yerleştirdikten sonra telesiyej ile iki tur atarak sessizlik içinde kar yağışını izledik. Genci yaşlısı çocuğu kadını erkeği ne kadar çok kayan ve kaymayı bilen insanımız varmış, çok hoşuma gitti doğrusu.

Sonrasında arkadaşlarımız ile karda şarap içip hava kararana kadar sohbet ettik. Otelde yemeğimizi yedik ve dinlenmeye çekildik.

Sabah uyandığımızda eşsiz karlı dağların güzel manzarası eşliğinde havayı koklayarak içimize çektik. Dışarıda gezdik, gece boyunca kar makineleri kayak pistini düzleştirmişlerdi. Görmeye değer çok güzel bir tesis….

Kahvaltıdan sonra otobüsümüz ile artık batıya doğru devam edip yavaş yavaş da alçalan güzergah ile Erzurum’a ulaştık. artık çevremizde kar yok, sadece yüksek dağlarda kar görebiliyorduk. Tabi ki hemen Taş Han’a gidip hanımlara oltu taşından kolye, yüzük ve küpe aldık. Çok güzel tesbihler vardı. Gerçekten de çok güzel taş örnekleri vardı. Oradan da Erzurum’un simgesi olmuş Çifte Minare’yi gezdik. Yorulduktan sonra da Meşhur Koç Restaurant’ta cağ kebabı yedik…

Artık İzmir’e gidecek olan uçağımıza binmek üzere Erzincan Havalimanı’na kadar durmadan yola devam ettik. İzmir’e ulaştık, oradan bizi bekleyen otobüsümüz ile Ödemiş’e vardık.

Tüm bu organizasyonu yapan Meralle Tur’a, turun sahipleri Murat Eskici ve Meral Eskici’ye çok teşekkür ederiz. Tüm gezi boyunca grubumuzun her türlü ihtiyaçlarına cevap veren sayın Meral Eskici’ye ikinci kez teşekkür ederim…

Tarkan Kızartıcı

2019

0 Comments

Add Yours →

Bir cevap yazın