Brüksel Gezisi

Brüksel Gezisi

Sömestre tatilinde soğuk olsa da merak ettiğimiz bir başkent olan Brüksel’e seyahat etmeyi 2 ay öncesinden kafamıza koyup hem otel, hem uçak biletlerini ayarlamıştık. Otelimizi her zamanki gibi booking.com yolu ile, uçağımızı da ilk seçenek ve tek seçenek olan Türk Havayolları ile belirlemiştik. Diğer havayollarının hep bir arızasına rastgeldiğimizden, isimlerini vermiyorum. Onlara söz hakkı doğmasın.. !!

IMAG0283

Geziye 2 gün kala da bizden önce bu şehre gitmiş olan gezginlerin tavsiye ettiği yerleri araştırmaya koyuldum ve notlar aldım. Sonra bu notlara uygun gezi güzergahlarını google earth üzerinden belirledim.

IMAG1595

23.01.2017 pazartesi sabahı heyecan ile önce İzmir Adnan Menderes Havalimanı yolu ile İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı’na oradan da Brüksel Uluslararası Zaventem Havalimanı’na indik. Brüksel’de iki havalimanı olduğunu, diğer havalimanı olan Brüksel Güney Charleroi Havalimanı’nın ucuz tarifeli uçaklara hizmet verdiğini, ancak ucuza bilet alıp diğer kalan parayı da şehir merkezine ulaşıma harcadığınızı öğrendiğimizden Uluslararası Brüksel Havalimanı’na gitmeye karar vermiştik. Kuş uçuşu 12 km / 43 km kadar bir fark var aralarında..

IMAG2055

IMAG2048

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Brüksel Merkez’de üç adet ana tren istasyonu var. Nord, Central ve Midi. Bizim otelimiz Midi Tren İstasyonu’na yakın olduğundan oraya kadar giden trene bilet aldık. Belçika kantonlardan oluştuğundan merkez ile Zaventem Kanton’ları arasında diabolo vergisi ödemeniz gerekiyor. Bu da kişi başı bir kerelik 2.10 Euro. Bilet fiyatı ise 5.20 Euro. Toplamda 7.30 Euro’ya Midi İstasyonu’na gittik.

 

IMAG1590

Brüksel, Belçika’nın başkenti. Aynı zamanda Avrupa’nın da başkenti. Fransızca ve Flamanca ana dilleri. Yabancı uyruklu sayısı hayli fazla. İlk sırada Faslı araplar yer alıyor. İkinci sırada da Türkler var. Afyon Emirdağlılar çok yoğunluktalar.. Türkler Midi İstasyonu ile Schaerbek Bölgesi’nde yaşıyorlar.

IMAG0454

 

Midi İstasyonu çok büyük ve merkezi bir istasyon. Hızlı tren seferleri, tren seferleri, metro seferleri ve tramvay seferleri yapılıyor buradan. Otelimizin adı Neufchatel Otel. Üç yıldızlı. Otele gitmek için de tramvaya bilet aldık. Bilet makinelerinden tek erişkin yolcu fiyatı 2.10 Euro. Eğer tramvayda makinistten alırsanız 2.50 Euro oluyor fiyatı. Şehir metro, tren ve tramvay cenneti. Otobüs de var ancak, pek kullanışlı değil. Otelimize en yakın olan Janson durağına giden 81  numaralı tramvaya bindik ve Montgomery istikametine yöneldik. Valizlerimizle çok kolay bir şekilde otelimizi bulup check in yaptırdık. Resepsiyonist çok güler yüzlü ve nazik bir beydi. Otel hakkında bilgiler verdi. Odamıza çıktık.

Çok uzun ve yorucu bir yolculuk geçirmiş olmamıza rağmen şehri çok merak ettiğimizden hemen dışarı çıkıp yürümeye başladık. Otel ile merkez arası oldukça uzak olduğundan dinlenerek ve çevreye bakarak ağır ağır ancak zaman zaman da hızlanarak merkeze ulaştık. Oradan önce St.Louise Meydanı’na ve ardından da Palais de Justice in Brussels binasının yanından ilerleyerek ara sokaklara girdik.

IMAG0302

 

Önce Sablon Meydanı’na ulaştık. Burası renkli ve cıvıl cıvıl bir meydan… Işıklandırması da çok güzel.

 

IMAG0433

 

Sablon Parkı ve Notre Dam Kilisesi’ni gördük. Çevresindeki evler ve binalar Amsterdam’daymışız hissini uyandırdı. Sıcak çikolatası ile ünlü Frederic Blondeel’e gittik ama, kapalı idi.

IMAG0320

 

IMAG0322

 

IMAG0428

 

Ve en sonunda Grand Place’e ulaştık. Gerçekten çok güzel bir alan burası. Hava çok soğuk ve her taraftan rüzgarlar esen büyük bir meydan. Çevresinde çok süslü çan kuleleri olan görkemli kiliseler var.

 

IMAG0360

 

IMAG0410

Artık iyice acıkmış olduğumuzdan merakla beklediğimiz an geldi diye düşünerek Rue de Bouchers 18 üzerindeki Chez Leon’a gittik. Burası Brüksel’in meşhur midye yemekleri ile tanınıyor. 1893 tarihinden beri midye yapan bir mekanmış. İçeri girdik. Hava çok soğuk iken içerisi sıcacık idi. Bizi karşılayan sarışın, iri yarı, orta yaş üzeri kadın ise soğuk !!! Neyse masamızı seçip oturduk. Ben Moule Provançale (Provançale soslu midye), eşim ve oğlum ise Le Complet Leon ( Karides ile doldurulmuş domates, patates kızartması, bir bardak 25 cc leon bira ve sarmısak soslu midye) sipariş ettik. Beklemeye koyulduk. Çıtır çıtır ekmek ve tereyağı geldi. O sırada yan masamıza bir çekik gözlü adam oturdu. Sırt çantasını da yanındaki sandalyeye koydu. Sen misin koyan.. Garson kadının müşteriyi bir dövmediği kaldı. Oraya çanta konulmazmış, sandalye müşterilerin oturması içinmiş, vs vs. O sırada dükkan çok boş ve sakin.. Yani sandalyeye kimsenin ihtiyacı yok. Müşteri hemen ayağa kalktı, çantasını aldı, sipariş vermeye hazırlanıyorken dükkandan çıktı gitti. Hiç bir çalışan da müşteriye ne oldu diye sormadı. Özetle şımarık bir müessese.. “Giderse gitsin yenisi gelir. !” diye düşünüyorlar herhalde. Sipariş vermemiş olsak  biz de kalkacaktık doğrusu.. Neyse yemekler geldi. İştahımız kaçtığından mıdır yoksa gerçekten lezzetli değil miydi anlamadık ama aç olmamıza rağmen vasat bir yemekten öteye geçmedi yediklerimiz.

 

IMAG0364

 

IMAG0384

 

IMAG0379

Toplamda 53.05 Euro verdik. Hiç bahşiş bırakmadık. Pahalı ve lezzetsiz bir yemek oldu.  Faturadan okuyarak garsonun adının Nathalie olduğunu öğrendik. Belki de siz hemen karşı köşesindeki Rue de Bouchers 13 teki Aux Armes de Bruxelles’i denemelisiniz. Orayı da çok övmüşlerdi…  Oradan çıkıp biraz daha gezinip artık yorulmuş olduğumuzdan otelimize yürüyerek döndük. Türkiye saati ile 20.00’de, Belçika saati ile 18:00’de uyuduk..

IMAG0397

 

IMAG0398

 

Brüksel’de ikinci gün… Bugün önceden belirlediğim tüm noktalara, zaman zaman durup dinlenerek ama hep yürüyerek ulaşacağız. Şehrin en önemli turistik özellikleri, bira, patates kızartması, gofret, çikolata ve dantel işleri. İlk durak St. Boniface Street üzerindeki L’Ultime Atome. Burası biraları ile ünlü bir cafe, restaurant ve brasserier; ve İxelles bölgesinde yer alıyor. Biz, lambik, kriek ve gueuze ile onların önerecekleri biraları yudumlamak için gittik. Brüksel daha doğrusu Belçika bira üretimi ile ünlü. Lambik birası; %65-70 arpa maltı, %30-35 buğdaydan elde ediliyormuş. 1 yıl bekletilirse genç lambik, 2-3 yıl bekletilirse olgun lambik olurmuş. Bir yıllık ile 3 yıllık olan lambik biralarının karışımına gueuze ismini veriyorlarmış. Şarap gibi fermente edilerek yapılırmış bu biralar. 2. fermentasyondan sonra üzerine kiraz eklenerek ise kriek birası elde edilirmiş. Biz burada bir kriek 3.20 Euro, bir gueuze 2.80 Euro, bir de daha fazla kez fermente edilmiş olan St. Feuillien Blonde birası 3.50 Euro içtik. Gerçekten çok farklı bir tecrübe idi. Burada bizimle yakından ilgilenen garson Dan’a çok teşekkür ederim…

IMAG0544

IMAG0542

 

IMAG0541

 

IMAG0530

 

İkinci durak patates kızartması ile ünlü  Maison Antoine oldu. Burası Jourdan Place’da yer alan büfe biçiminde bir dükkan. Ayakta sipariş alıyorlar, ama uzayıp giden kuyruklar var. Neyse sıra bize geldi. Küçük ve büyük diye iki seçenek var. Küçük dediğime bakmayın oldukça bol miktarda patates kızartması bir külah kağıt içinde veriyorlar. Küçüğün fiyatı 2.80 Euro. Üzerine alacağınız adını bile duymadığınız bir sürü sos çeşidi var. Her biri 0.70 Euro. Biz iki tane patates kızartması küçük aldık ve her birine mayonez ile provançale sos istedik. Bir tatmanızı isterdim doğrusu. Dün gece Chez Leon’da gelen patates kızartması ile alakası yok !!!. Çok ama çok farklı bir lezzet.. Burası ayakta hizmet veriyor demiştim ya, çevresindeki restaurantlar da duruma adapte olmuşlar. Güneşliklerinde hepsinin aynı şey yazıyor, dışarıdan yemek alıp oturabilirsiniz. Hava çok soğuk, biz de öyle yaptık. Dışarıdan aldığımız patates kızartmalarımız ile oturduk. Bira sipariş ettik. Grimbergen marka bira da çok lezzetli idi. Sıcacık dükkanın içinde hepsini afiyet ile yiyip içtik.

IMAG0619

 

IMAG0623

 

IMAG0578

Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Kongresi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Binalarının olduğu bölgeye yürüdük. Avrupa Birliği bayrakları dışında ülke bayrakları yoktu. Çevrede askeri araçlar ile birlikte tam teçhizatlı ve silahlı askerlerin olduğu dikkatimizden kaçmadı. Avrupa’da terör alarmı verildiğini duymuştuk. Ne de olsa burası hem Belçika’nın hem de Avrupa’nın başkenti idi.

IMAG0685

Yolumuza devam ederken birçok yerde gördüğümüz farklı ebat, renk, tat ve fiyattaki macaronlardan Leodinas Tatlıcısı’ndan 1 Euroya en küçük boyuttakini alıp tattık. Çok lezzetli idi.

 

IMAG0651

Buradan kuzeybatı yönüne doğru ilerleyerek önce Kraliyet Sarayı Bahçesi, sonra Kraliyet Sarayı, Rue Ravenstein’den geçerek Jardin du Montles Art (Kuntsberg) Sanat Dağı bölgesine ulaştık. Burası bir çok şehirde gördüğümüz sanat adası.. Çevresinde çokça müzeler ve sanat galerileri var.

IMAG0708

 

IMAG0782

Yolumuza devam ederek Gaufre de Bruxelles’e vardık. Burası en ünlü gofret tatlıcısı.. Biz üzeri çilek parçacıkları, dondurma ve pudra şekeri ile süslenmiş gofretten aldık. Çok lezzetli idi. Tavsiye ederim..

IMAG0810

 

IMAG0836

 

Buradan ilerleyerek Grand Place’a gittik yine.. Çevresini hayranlık ile izledik. Heykeller ile bezenmiş kiliseler ve kuleleri.. Lambik birası denemek için Taborastraat 11’de bulunan A La Becasse birahanesine girdik. İçeride kimsecikler yok ve çok kasvetli geldi bize burası ve hemen çıktık. Seramikler içinde gelen lambik biraları ile meşhur bir yerdi. İçerisi kilise gibi idi. Her taraf ahşap ve eski idi. İlgimizi çekmedi. Chez Leon’un sokağında bulunan Delirium Pub’a girdik. 2400 çeşit birası ile ünlü bir yer burası. İçeride yüksek sesli müzik çalıyor. Dışarı çıkanlar ayakta duramıyorlar. Saat daha 15:30. İçeri girdik. Bar sandalyelerinde oturan gençler, masada oturan kalabalık gençler var. Barda yukarıdan hortumlar ile gelen bira musluklarından biralar doluyor. Burası da bize hitap etmedi. Daha önce önerilmiş olan kwak birasını içemedik.

IMAG0891

 

IMAG0874

 

Yürümeye devam. St. Hubert Galerie ve hemen ucunda başlayan Galerie Rue de La Reine’ye girdik. Üzerleri cam ile kapatılmış, uzun ince, çok lüks dükkanlar ile doldurulmuş iki alışveriş galerisi. Kuyumcularda altınlar, ışıl ışıl parlar, kuyumcular içeri giren müşterilerine çok kibar davranırken tezgahtan altınları, kolyeleri, bilezikleri nasıl çıkarırlar. Gözünüzde canlandırın. Kapalıçarşı’da mesela. Şimdi bunların altın değil de çikolata olduğunu düşünün.. Evet işte böyle. Dükkanlarda toplasanız, çok az ürün var. Tek tek çikolata satıyorlar ve çok pahalı. Ancak dükkanların içi enfes, kakao ve çikolata kokuyor…

IMAG0849

 

IMAG0851

Brüksel’de her yerde waffle dükkanları var. Hem de her fiyata. Tekrar canımız waffle çekti. Pudra şekerli 1 Euroluk waffle aldık. Bu da çok lezzetli idi.

IMAG08940

 

Buradan yine ünlü bir köşeye doğru yol alıyoruz. Manneken Pis. Bu heykelde temsi edilen çocuk, şehre düşen patlamamış bir bombanın üzerine çiş yaparak patlamasını engellemiş, böylece Brüksel’i önemli bir tehlikeden kurtarmış olduğundan heykeli o bölgeye dikilmiş ve Brüksel’in simgesi haline gelmiş.

IMAG0942

Tabii çizgi roman ve duvar resimleri ile de ünlü olan Brüksel’in sanatçıları Manneken Pis ile bira simgelerini duvar resminde böyle birleştirmişler.

IMAG0949

Brüksel’in belki de Belçika’nın çok sayıda çikolata markası olmakla beraber birisi her yerde şubeleri olan Leonidas diğeri ise Elisabeth.

IMAG0901

 

Gitmeden evvel her gece midye yeriz diye düşünerek yemek araştırması yapmamış olduğumuzdan ve midye yememeye net bir şekilde karar vermiş olduğumuzdan otele doğru yola koyulduk. Sablon Meydanı’nda Tenten Müzesi’nin önünden geçerek Sablon Notre Dam Katedrali ve Sablon Bahçesi’ne vardık. Buradaki binalar bize sanki Amsterdam’da olduğumuz havasını verdi. O kadar çok benziyorlar ki bir tek su kanalları yok. Buradan Palais de Justice, St.Loise Meydanı yolu ile ilerledik. Şehirin her tarafında Ekspress Süpermarketleri var. Salata, sandeviç ile içecekler alıp odamıza yönlendik. Sıcak odamız.. Ne güzel. Dışarıda tüm gün çok üşüdük. Sıcak duş ve uyku çok güzel geldi.

Sabah uyandık ve bugün Paris’e günübirlik yolculuk yapacağız. Geri dönüp otelimizde konaklayacağız. Yarın da yine günü birlik Brugges’e gidip otelimize geri döneceğiz.

Bu günübirlik gezilerimizi ayrı ayrı ve ayrıntılı anlatacağım, başka sayfalarda.

Cuma günü. Artık Brüksel ve Belçika’dan ayrılma vakti geldi. Otelimiz oda kahvaltı olduğundan sıkı bir kahvaltının ardından check out yaparak yine 81 numaralı tramvay ile önce Midi Station’a ve oradan da iç hatlar tren gişesinden bilet alarak bu sefer sadece tren biletine kişi başı 5.20 Euro vererek Zaventem Brüksel Uluslararası Havalimanı’na ulaştık. (Diabolo kanton vergi kağıdını elle doldurup gidiş geliş ücreti olan kişi başı 2.10 Euro olan ücretini gelişte ödemiştik.)Tren biletini okutmadan havalimanına giremiyorsunuz o yüzden sakın tren biletinizi atmayın…

Tüm Brüksel çok sakindi. Havalimanı da öyle. İki kez X-Ray cihazından sakin sakin geçtik. Türk Havayolları contuarında check in yaptırıp pasaport kontrolünden geçtik. Dönüş uçağımız Brüksel saati ile 13:20’de havalandı. İstanbul’a indik ki ne indik. Yine Türkiye’nin kalabalığı, insanların hoşgörüsüzlüğü ve saygısızlığı, keşmekeş…. başladı. Aktarma yapıp İzmir uçağına binmek için koşa koşa geçen dakikalar ve nihayet İzmir uçağındayız…

Bir gezinin daha iyi kötü anıları ile sonuna geldik.

Hoşçakalın.

 

 

0 Comments

Add Yours →

Bir cevap yazın