Ani Harabeleri

Kars’a 48 km kadar uzaklıkta olan Ani Kenti Unesco Dünya Mirası Geçici Listesi’nden Kalıcı Listeye geçmeye hazırlanıyor. 1001 Kilise Şehri olarak adlandırılan kentte 40 kadar kilise, basilica ve şapel tespit edilmiştir. Ermeni Bagratuni Hanedanlığı döneminde en parlak günlerini yaşamış olan kentte Ermenilerinden Bizanslılara, Selçuklulardan Gürcülere ve Osmanlılara kadar uzanan yüzlerce yıllık medeniyetler hakim olmuştur. En son olarak zaman zaman sınır anlaşmaları ile el değiştiren kent Ermenistan’dan ayrılıp Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalmıştır. Arpaçay Nehri Ermenistan ile Türkiye arasında doğal sınır görevi yapmaktadır. Şehir, surlarla kaplıdır ve İpek Yolu’nun Anadolu’ya giriş yaptığı yer olması bakımından tarihte çok önemli ve stratejik bir yerleşim olmuştur. Ermenistan sınırına yakın bir noktada yer alır. 24 farklı uygarlığa ev sahibi olan bu yer İpek yolu üzerinde yer alması neticesinde ticari bakımdan zenginleşmiştir. Hurriler, Urartular, Kimmerler, İskitler, Kasaklar, Araplar ve daha bir çok medeniyete ev sahibi olmuştur.


Ani Harabeleri 961-1045 yılları arasında Ermeni hükümdarlığının başkenti olmuştur. 8 kilise ve 1 cami günümüze kadar varlığını korumuştur.

Kırmızı taşlarıyla Ani Katedrali terkedilmiş kente hakim bir konumda bulunuyor. 1319’daki bir depremde tavanı, daha sonraki bir depremde ise başka bir köşesi yıkılan kilisenin boyutları bugün bile görkemli görünüyor.

1001 yılında Ermeni kralı 1. Gagik döneminde tamamlanan kilise Ani’nin nüfuz ve zenginlik bakımından dorukta olduğu döneme tanıklık etmiş. Bu kilisenin Ermeni mimarı Trdat daha sonra Bizans döneminde Ayasofya’nın kubbesini tamir etmiştir.
Meryem Ana Kilisesi de denilen bu yapı, kent merkezindeki en büyük eserlerden biridir. Yunan hacı planında yapılmıştır. 1064 yılnıda Alparslan tarafından camiye dönüştürülmüştür.

Surp Hovannes (Apostol) Kilisesi, 1038 yılında inşa edilmiştir. Geçmişten günümüze bu kilisede pek fazla iz kalmamıştır.

Halaskâr (Amenaprgiç) Kilisesi,  1035 yılına dayanır. 1957 yılında yıldırım düşmesiyle yarısı yıkılan bu kilisenin diğer yarısı sağlam bir şekilde varlığını sürdürmüştür. Bir zamanlar 19 kemeri ve kubbesi ile bir mimari harikası olan ve yöresel kızıl kahverengi volkanik bazalt taşından yapılan kilisenin kalıntıları bugün iskele yardımıyla ayakta duruyor. Bu kilisenin aynı zamanda İsa’nın gerildiği çarmıhın küçük bir parçasını da barındırdığı söyleniyor.

10. yüzyıl sonlarında kurulan Aziz Gregor Kilisesi 12 kenarlı şapeli ve kubbesi ile hala görkemli. 1900’lerin başında kilisede bulunan anıt mezarın Bagratuni Ermenilerinden Prens Grigor Pahlavuni’ye ait olduğu sanılıyor. Fakat Ani’deki diğer şeyler gibi bu mezar 1990’larda yağmalandı.


Abugamir Pahlavuni Kilisesi,1020 yılına dayanmaktadır. İslam mimarisi ve Selçuklu mimarisi örneklerini taşır.

Türkiye ile Ermenistan sınırını oluşturan vadinin üzerinde nöbet tutar gibi duran başka bir kilise ise Sırp Kirkor Kilisesi. 1215’te inşa edilen kilisenin içi İsa ve Aydınlatıcı Grigor freskleriyle süslü.

Diğer bir kilise ise Tigran Honents Kilisesi ya da diğer adı ile Boyalı Kilise. Bu kilise de Arpaçay Nehri’nin hemen yanında yer alıyor.

Tarihçiler, dönemin Ermeni sanatında ayrıntılı fresklere rastlanmadığını, bu nedenle kilisedeki freskleri muhtemelen Gürcü ressamların yaptığını belirtiyor.

Bizanslıları Anadolu’dan çıkaran Selçuklu İmparatorluğu 1000’li yılların ortalarından itibaren bölgenin kontrolünü ele geçirdi. Fakat 1072’de Ani’nin yönetimini Kürt kökenli Müslüman Şeddadi hanedanlığına devretti. Menuçehr Camii, Türkiye topraklarında inşa edilmiş en eski cami özelliği taşır.  1072 yılında Şeddadi Beyliği zamanında yapılmıştır. Cami Menuçehr Bey tarafından yapılmıştır ve cami onun ismini almıştır. Bu dönemde uçurum kenarında Ebul Manucehr Camii inşa edildi. Bugün ayakta duran minarenin 1000’li yılların sonunda inşa edilen orijinal camiye ait olduğu, asıl binanın ise 12 veya 13. yüzyılda yapılan ekleme olduğu tahmin ediliyor.

Ani’nin etrafını çevreleyen surlar bugün yıkılmaya hazır görünse de 10. yüzyılda ilk inşa edildiğinde şehri dış saldırılardan koruyordu. Bagratuni hanedanlığının yeni başkentlerini savunmak amacıyla kurdukları surlar yüzyıllar boyunca şehrin sakinlerini çeşitli kuşatmalardan korumuş, önce Bagratuni ile Bizans arasında, sonra Bizans ile Selçuklu arasında kanlı çatışmalara tanık olmuştu.

Tarkan Kızartıcı

2019

0 Comments

Add Yours →

Bir cevap yazın